Eser Gönder
0 Karakter 0 Kelime 0 dk okuma
Menü ×
Mektup Arkadaşımız Ol Manifesto Tevafuk Köşesi
Ses Ayarları
Okuma Hızı1.0x

Ayarlar

Görsel
Yüksek Kontrast
Disleksi Dostu
Hareketleri Azalt
Okuma
Otomatik Kaydırma
Okuma Cetveli
Bilişsel
Basitleştirilmiş Mod
Motor
Büyük Butonlar

Kaydedilenler

5 Ocak 2081'de Öldü

Bölüm 2: Tııssss

Bu gün sokakta gördüğüm, kendisini "N" olarak adlandıran bir adam; kendisine özel buğdaylar arıyordu. Durup düşünmeme fırsat vermeden gitti. Normalde beklemeden anlatırlar neden özel olduğunu; fakat bu adam, düşünmeme izin vermeden çekip gitti. İçim acıdı. Merak duygusu birikmedi desem yalan olur ama daha çok acı çektim.

Acı çekmeyi severim. Bir buğday gibi aramam belki ama derin severim acıyı. Yüzüm acının el değmemiş yerleri gibi; ama alnımdaki, doğduğum an kendi kanım ile yazdıkları "5-1-2081" damgası amansız bir kavgaya itiyor beni. Savaş ya da damgalan. Damgalan ya da savaş. Kimse elini alnına sürmüyordu. İnanamıyorum. Alın teri tanımının artık ortadan kalktığına şaşıp kalıyorum.

Beni damgaladıkları günü hatırlıyorum. Babam, "Oğlumun dilinden değil, işaret parmağından kan alın," demiş. Annem bunu anlatırken hâlâ büyük bir şaşkınlıkla anlatıyor; çünkü babamdan önce hiç kimse sisteme karşı böyle bir teklifte bulunmamıştı. "Kesik İğne" adını halk olarak taktığımız, o uçuşan iğne boyutundaki mikro dronlar emre itaat etti. Normalde hayvanları damgaladıklarında dışarıdan vurulan o sıcak mührün deride bıraktığı çukurun tam terisi yaşanıyordu bizde.

Kesik İğneler, babamın sunduğu parmak ucundan kanımı emdikten sonra birer metalik sinek gibi yüzümde gezindiler. Ardından, o soğuk ve sivri gövdeleriyle burnumun içinden içeri süzüldüler. Annem, o an genzimden gelen o metalik hırıltıyı hiç unutmadığını söyler. İğneler, kafatasımın iç çeperinden, etin ve kemiğin en derininden yukarıya, alnıma doğru tırmandılar. Damgayı dışarıdan deriyi yakarak değil, içeriden deriyi dışa doğru iterek işliyorlardı. Alnımdaki "5-1-2081" rakamları, bir çukur değil; içeriden yapılan o mikroskobik darbelerle derimin altında yükselen, kanın pıhtısıyla sertleşmiş birer kabartma, birer etten abide gibi belirdi.

Ancak bu bedelsiz kalmadı. Kanın dilimden değil de parmak ucumdan alınmış olmasından dolayı sesim hiçbir zaman tam oturmadı; hep o günkü iğnelerin bıraktığı bir hasar gibi hırıltılı çıktı. Bazı zamanlar ise kelimeler boğazımda düğümleniyor, sadece tıslayabiliyorum. Doğduğum an, ölümüm alnımda dışa doğru patlayan bir volkan gibi yerini alırken, sesim o volkanın külleri arasında boğulup kalmıştı.

Tııssss... Tııssss... Tııssss…